19 Ocak 2014 Pazar

GEZİ PARKI’NIN “KOMİK” ÇOCUKLARI !

Dindarların ve Kürtlerin Kemalist hayranlığı ve Gezi Parkı’nın “komik”  çocukları!
Fıkra şöyle başlıyor: Temel araçla ters yola girmiş, son sürat ilerlemektedir. Radyodan anons duyar. “Bütün sürücülerin dikkatine, otobanda bir araç ters yönde hızla ilerlemektedir, lütfen dikkat edin.” Temel kendi kendine söylenir, “Ne bir tanesi, ne on tanesi, hepsi ters yönde ilerliyor.” Türkiye’deki dindar kesim ile Kürtlerin durumu buna benziyor. Ters bir yola girdiklerinde, kendi durdukları yeri görmezler, onlara göre o saatten sonra diğer herkes ters yönde ilerlemektedir.
Etrafınıza şöyle bir bakın, kaç gündür Türkiye’nin her köşesinde aynı konu konuşuluyor. Gezi Parkı eylemi bir anda, bütün ülkenin gündemine girdi. Gezi Parkı’ndaki doğasever eylemcilerin haklılığı, polis şiddeti ve benzeri başlıklar geçen yazımızın konusuydu, tekrar baskı olmasın diye hızlı geçiyoruz. Asıl dikkat çekmek istediğim konu, bu meselenin nasıl olur da, sosyal medya üzerinden bu kadar hızlı yayılıp gündem olduğu…
Çok rahatsız bir genç kuşak var karşımızda. Bu genç kuşak çok zekice yapılmış esprilerle, mizahi sloganlarla, alaycı bir bakışla farkını ortaya koydu. Bu fark hepimizin dikkatini çekti. Benim dikkat çekmek istediğim ise bu farklı bakışın sahibi ve dindar kesim ile Kürtlerin bu sahibe olan hayranlıkları. Muhafazakar veya dindar kesim Türkiye nüfusunun büyük bir kısmını oluşturuyor. Ha keza Kürt toplumu da bu ülke nüfusunun büyük bir kısmına denk geliyor. Kürtler de, Dindarlar da kemalist rejimden yıllar yılı çok çekti. Denebilir ki, cumhuriyet kurulduğundan beri süre gelen despot anlayış, toplumun büyük kesimini hep aşağıladı. Ülke kaynaklarını elinde tuttu, ülkenin en güzel köşelerine, en güzel şehirlerine, en güzel semtlerine yerleşti. Halka tepeden baktı, yönetimi elinde tuttu, zulüm etti, cinayet işledi, katliam yaptı.
Zalim bir zihniyetin ürünü olan uygulamalarla, ülkenin gerçek sahibi olan halk hep aşağılandı. Bu aşağılanma hem fiziki, hem ekonomik, hem de kültürel olarak yürütüldü. Fiziksel baskı ve işkencelere ençok Kürtler maruz kaldı. Ekonomik baskı ve ayrımcılığa ise dindanlar, Kürtler, Türkler, Anadolu’nun bütün fakirleri maruz kaldı. Kültürel baskı ve şiddete de yine dindarlar ve Kürtler maruz kaldı. Sinema ve televizyonda yıllar yılı aynı karakter çizildi, kapıcı Kürt, sahtekar dindar.
Menderes, Özal ve Recep Tayyip Erdoğan dönemlerinde bu durum değişti. Elitistler, beyaz Türklerin dönemi kapandı, bu mutlu azınlık tarafından aşağılanan ve dışlanan geniş halk yığınları iktidar oldu. Yabancı kökenli sahte ulusalcı sermaye yerine Anadolu sermayesi hakim oldu. Yasama, yürütme, yargı ve medyada da dikkate değer değişimler gerçekleşti, ülke hızla demokratikleşti. Bütün bunlar olurken, kültürel devrim unutuldu. Kültür sanata hiç mi hiç önem verilmedi. Nasıl olsa artık halk iktidardı, para da vardı, parayla kültür – sanat faaliyeti yürütülebilirdi.
En büyük hata da işte bu yukarıda sözüne ettiğim anlayış oldu. Parayla, hem de çok büyük paralarla kültür – sanat faaliyetleri kemalistlerden, ulusalcılardan satın alındı. Yazmak, çizmek, roman yazmak, şiir yazmak boş işlerdi dindar mahalleye göre. Herkes çok meşguldü, buna zaman yoktu. İdeoloji ile inanç karıştırıldı. Dindarlık bir meslek haline getirildi. Aynı şekilde Kürtlük de bir meslek haline getirildi. Örneğin dindar şarkıcı, dindar doktur, dindar mimar, dindar çizer denildi inançlı olana. Aynı şekilde Kürt şarkıcı, Kürt doktor, Kürt mimar, Kürt çizer denildi. Ötekileştirmeyi beyaz Türklerin elinde duran öteki medya böyle yaptı.
Nereye bakılsa onlar görüldü. O yönetmenler, o senaristler, o oyuncular, o çizerler, o şairler, o yazarlar rol model olarak Türkiye gençliğinin önüne konuldu. Büyük bir kompleks içerisinde bulunan Kürt ve dindarlar buna dünden razıydı zaten. Dolayısıyla sağcısı, solcusu, dindarı aynı kişilere hayran oldu. Kültür sanat adına başka bir faaliyet yürütülmedi. Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ak Partili belediyelere seslense, “Hadi getirin bakalım 11 yıllık kültür sanat raporlarınızı, ne yaptınız?” diye sorsa, kopya çekmiş gibi hepsi aynı raporu sunacak: “İskender Pala ile konferans.” İnsaf edin ya, insaf. Kültürden, sanattan, kültürel üretimden, kültürel etkinlikten anladığınız bu mu?
Dindar gençlik işte bu yüzden kemalistlerin, ulusalcıların çıkardığı dergileri okudu, onların mizahını takip etti, onların yazdığı dizileri izledi, onların şairlerini sevdi, onların romancılarını tanıdı. Ne dindarlar, ne de Kürtler bu anlamda kimseyi yetiştiremedi. Bugün dindar gençliğin sevdiği romanlar yazan Yeni Şafak yazarı bir genç, Gezi Parkı provokasyonunun tertipleyicilerinden olan kemalist bir dergide yazı yazıyor… Neden peki? Cevabı açık, kompleksten. Çünkü onun okuru bile o dergileri okuyor, o da söz konusu yayınlarda sevimlilik pozları vererek, “Beni de aralarına kabul ettiler, ben de onlardanım” deme gayretine giriyor. Bununla da kalmıyor, aldığı gazla Cumhuriyetin 10. Yıl marşını devrim marşı sanarak, “Bangın bangır devrim marşları çalıyor, devrim geliyor” diye tweetler atıyor. Utanmazsa “Mustafa Kemalin askerleriyiz” diye başlık atacak yazılarına da, “Kreatif keratalar” diye başlık atıyor.
Eh, buna da şükür. Bir de Ak Parti ile iyi geçinip, gemisini yürütenler var, senaristi, oyuncusu, yönetmeni, şairi, yazarı, ajans sahibiyle koca bir yığın. Hepsi de Gezi Parkı provokasyonunda en önde.  Herhalde dünyanın başka hiçbir yerinde bir iktidar, kendisine düşman bu kadar insan beslememiştir. Ama bu besleme kemalist ve ulucalcılar, dindar ve Kürt yazar çizerlerden daha dürüstler… Çünkü safları net, para aldıkları, beslendikleri iktidarı, o paralarla vurup, devirmek istiyorlar. Peki ya dindar mahallenin kompleksli, özentili çocuklarına ne diyeceğiz? Onları nereye koyacağız? Kemalist ve ulusalcı hayranı bu gençlerin vebali, kültür sanattan tek anladıkları İskender Pala konferansı olan yöneticilerin boynuna olsun artık. İnançlı olmakla inancın bir meslek olmasını karıştıranları da unutmamak gerek.
Sonuç olarak İskender Pala konferanslarına karşı değilim ama 11 yıllık iktidarında Ak Parti belediyeleri ve kültür sanat kurumları bunun dışında adımlar da atmalıydı. Genç çizerler, genç yazarlar, genç şairler desteklenmeliydi, ressamlar, müzisyenler, oyuncular, yönetmenler, senaristler keşfedilmeli, bunlara her türlü destek sunulmalı, bunlar okuyucuları, izleyicileriyle doğru şekilde buluşturulmalıydı. Ama yapılmadı. Bundan sonra yapılabilir mi peki? Bence mümkün…


Salih GÜNEŞTEKİN
(Makine Mühendisi-İşadamı)
GAP Yatırım Platf.Y.K.Ü. - See more at: http://www.batmangazetesi.com/index_makale_show.php?yazar_id=33&makale_id=2237#sthash.7OKHOgqs.dpuf